About
Click here to check if anything new just came in.
June 30 2010
Haziranda Ayrılık Zor

Fırsat buldukça günlük burç yorumunu okuyan, bunun için zaman ayırmaktan kendini alamayan arkadaşlarım oldu. Kendi burçlarını okuduktan sonra benimkini de okumayı hiç ihmal etmediler sağ olsunlar. Ama ben hiç inanamadım o burç yorumlarına. Önemseyemedim başkalarının benim hayatım üzerine bulunduğu kehanetleri. O yüzden burçlara inanırmısın sorusunun cevabı benim için hep “hayır” olmuştur.
Fakat önemsediğim bir şey var. Aynı dönemde doğan insanların karakter yapılarının, zevklerinin, tavırlarının, hatta görünüşlerinin birbirine benzeyebileceğine inanıyorum. Bu yüzden günlük burç yorumlarını okumak yerine, balık kadınları nasıl olur, akrep kadınları nelerden hoşlanır gibi şeyleri araştırıyorum. Tavırlarına bakarak bir yengeçle başağı ayırt etmeye çalışıyorum insanların içinde dolaşırken.
Ve bu burçlarla ilgilenme merakı beni mevsimler ve aylar hakkında düşünmeye itiyor. Bir kovanın inatçı ve sert tavırlarının acaba doğduğu mevsimin çetin şartlarıyla alakası varmıdır diyorum.
Devamını oku..
February 06 2010
Doğum günü yazısı

Çok önceleri planlamıştım bu yazıyı zihnimde. Beynimdeki yazıp yazıp çöpe attığım taslaklar gibi olmayacağını bildiğim bu yazıya her gün bir cümle eklemiştim. Seninle beraber geçirdiğim her gün ayrı bir paragrafa ilham olmuştu. Sana doğum günü hediyesi hazılarken aynı zamanda mutluluklarımı da arşivlediğimi fark ettim sonraları. Bu bloga yazılan iki satır çok önemliydi çünkü benim için. Birsürü hayalin izi olan bu blogda en net sen olmalıydın. Sen ve sana olan aşkım. Sen ve senin adın..
Çünkü en büyük suçlu bu blogdu benim hayatımda. En büyük itirafım bu blogda yazılanlardı. Ilk ayrılığımız bunun yüzündendi bizim. Sana söyleyemediğim sırrım mecazlara kinayelere olan ilgimdi benim. Ama anlatması zordu. Bir bakış açısını başkasına empoze etme zor bir işti. Hafızası zayıf bir insan olarak, sağdan soldan, sokaklardaki birsürü insanlardan, başkalarının hayatlarından topladığım parçaları bir araya getirip kendime bir hayal yarattığımı sana anlatmaya çalışmak zordu. Bunun hastalıklı bir iş olduğunu kabul etmek ise en zoruydu.
Devamını oku..
Kaderimin oyunu vol.2

“Ben bu dünyanın camını çerçevesini kırmak istiyorum. Babamın büstü var içeride, onu da kırmak istiyorum. Ben büstleri değil, insanları seviyorum.”
Yukarıdaki sözler Arat Dink’e ait. Babasının ölüm yıldönümünde söyledi bunları. Yaklaşık iki haftadan beri benim içinde bulundugun durum da farklı sayılmaz. Camı çerçeveyi indirmek istiyorum. Bişeyleri parçalamak istiyorum. Sebepsiz yere birilerinin kalplerini kırmak istiyorum. Çünkü ben de büstleri ve heykelleri sevmiyorum. Hatta fark ettim ki insaları da sevmiyormuşum. Bir kişiyi sevmişim ben. Hatta “her aşkın bir gün biteceği” gerçeğini bildiğimden, onu bile sevememişim. Korka korka, aman alışmayayım, bağlanırsam kötü olur diyerekten hep kaçırmışım gözlerimi gözlerinden.
Boş zamanlarımı dersanenin terasında bir elimde çayla aydın’ın ışıklarını seyrederek geçiriyorum. Sandalyemi kimseye bulaşmak istemezmiş gibi bir köşeye çekmiş olsam da aslında çok istiyorum birisinin gelip “nasılsın?” diye sormasını. Fakat onlar; bazen yapılan her espriye abartılı bir şekilde gülüşümün, bazen de ağzımdan hiçbir kelime salıvermeyişimin bir kişilik özelliği olduğunu zannettikleri için ortada bir sorun göremiyorlar. Beni tanıyanlar ise net bir şekilde görebilir ki şu aralar bişeylerden kaçıyorum. Mutluluk, huzur arıyorum. Neden mi? Çünkü terkedildim ve bu duruma alışmalıyım.
Devamını oku..
December 13 2009
Sadece pazarları değildi özlemimiz.
biliyordum dilindeki sözün bir ilhan irem şarkısı olmadığını. elindeki yada daha önce içtiği biralarla da alakası yoktu dudağından dökülenlerin. durum başkaydı. dört yıldır bir şehir uzağında kalamadığı sevgilisini başka bir ülkede bırakmanın etkisiyle söylemişti bunu. bi an birkaç ay önce ikisini beraber fotoğrafladığım an geldi aklıma. son buluşmalarından birisiydi muhtemelen o an. zaten farkındaydılar.
aslında önemli olan mesafeler değildi. önemli olan yaşananlardı. önemli olan ne hissettiğimiz, neyi hissedemediğimizdi.
Yagmur da var
Çok sevdigim rüzgar da
Bugün Pazar
Daha uyanmadi komsular
Damlarin üzerinde kuslar
Daha rahatlar
Radyolarda eski sarkilar çaliyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansizin bakip geçenlere dogru
Yagmur da var
Çok sevdigim rüzgar da
Daha uyanmadi komsular
Bugün Pazar
Ve ben seni çok özledim
Devamını oku..
November 19 2009
Ölümü anlamak.
Bir insanı soru sorarak tanıyamazsınız. Hele ilk başlarda. Çünkü verdiği cevapların kartvizitine ekleneceğini ve uzun müddet sanki kişiliğinden bir parçaymış gibi kendisini takip edeceğinin farkında olan kişi samimiyetini kaybeder. Bu yüzden de yanıltır. En sevdiğin renk, hobilerin? gibi basit ve salak sorular bile yalanlarla doldurulabilir. Bu yüzden soru sormak hoşuma gitmiyor. Aklıma yukarıdaki fikir geldiğinde, aldıgım her cevabı kuşkuyla karşılamaktan kendimi alıkoyamıyorum. Ve hiç hoşuma gitmiyor bu durum.
Bu yüzden önce hayat akıp giderken yavaş yavaş ve yalanlara mahal vermeden tanımak kişiyi, ardından da sorularla kafanda oluşan imajın gerçeği ne kadar ifade ettiğini test etmek daha eğlenceli bence. Bu sebeple arkadaşlarıma sık sık sorarım “Başınıza şöyle bişey gelse napardınız?” diye. Hem bazen kendimin bile cevap veremediği sorulara o kadar güzel yanıtlar alıyorum ki bu yöntemle. insana çıkış yolu oluyor duydukları.
Yine böyle bi günde sordum: Yakın zamanda öleceğinizi bilseniz napardınız?
Biliyorum klasik bir soru fakat alınan cevaplar çok farklı ve önemli olabiliyor bu soru karşısında. İnsanların en çok değer verdikleri şeyleri, kaybetmekten ne kadar korktuklarını, baskı altında nasıl davranabileceklerini… çok farklı çıkarımlara varabilirsiniz duyduğunuz cevaplarla.
Devamını oku..
Maybe Soup is currently being updated? I'll try again automatically in a few seconds...

