About
Click here to check if anything new just came in.
November 13 2010
Bana esmeyi anlat

Sıcak yaz günleri bitti..
Uzanıp yıldız dolu gökyüzünün altına sana masallar anlattığım günler gitgide geride kalıyor. Oysa sıcaktan başka derdimiz olmadığı ve geceleri biraz serinleyen havanın verdiği coşkuyla ne kadar mutlu hissetmiştik kendimizi. Ben saçma hikayeler uydurmuş, sen asla yüzüme vurmamıştın sözlerimin saçmalığını. Hep biraz müzik olmuştu kulaklarımızda. Belki dj in konuşmadığı bir anda açıp gözlerimizi, birbimizi aramıştık yanıbaşımızda. Onun haricinde hep kapalıydı gözlerimiz. Ve sen benim dizimde, ben senin yanında… Rahat günlerdi. Telaşımız yoktu ajandamızda. Birbirini tanımayan iki insan olarak mutlu hissediyorduk. Mutlu olmak için çok fazla şeye ihtiyaç duymayanlardanız diyorduk. Cahil mutluluğu hep böyle olmuştur zaten. kolay. “Seni yeterince tanımasaydım kesinlikle sevebilirdim.” diye bir söz vardı. sen duydun mu bilmem.
Sorulacak çok soru var.
Devamını oku..
August 27 2010
Cumaertesi

Bugün burda Cumartesiydi. tıpkı diğer cumartesiler gibi, aynı. her geçen gün daha da kötüleşmekte olan rutin cumartesilerden sadece birisiydi. kime sorsam çevremdeki, aynı cevabı alıyorum. “aynı” cevabını alıyorum. ne sorduğumun hiçbir önemi yok sanki. ne kadar çok seviyoruz aynı kalmayı. bulunduğumuz noktaya sabit kalabilmek için ne çok çabalıyoruz. ama farklına varmalı ki bu çabalar beyhude. ne biz kalabiliyoruz sabit, ne de üstüne bastığımız noktalar.
Bu yüzdendir ki her cumartesi merak dolu benim için. “Aynı”lara inanmamayı seçtiğim o günden beri daha bi açıyorum gözlerimi cumartesileri. gözlerimin içine bakıp aynı yalanı söyleyen herkesi, kendi içimde derinlemesine sorguya çekiyorum. Neyin aynı olduğuyla ilgilenmedim hiçbir zaman. Önemli olan neyin farklı olduğuydu. Aslolan değişendi – değişimdi.
Peki gözlerine bakamadıklarım? Ya benden uzak hayatlar? Onların ne alemde olduğu tamamen bir muammaydı. Sormaktan ve söylenene inanmaktan başka çareniz yoktu. inancı zayıf bir insanın kabusu buydu işte. -Kendi dışındaki herşeye şüpheyle yaklaşmak.- Ve ben tüm merakımla soruyorum sana: Bugün orda da Cumartesi mi?
sorumuzu bir alıntı ile devam ettirmek gerekirse:
Gittiğin yer bakışların kadar uzak olmasa. .Gelirdim. .Dön, dön diyebilmek için. . .
Zalim yolların uzak sevdası.. Sevdana yanıyorum kaç zamandır.. Sen bilmediğim, görmediğim alemlerdeyken ıssızlığıma ağlıyorum. . “Ne olur dön. .” diyemeyişimde kırılıyor kelimelerim. Sana gelemeyişimde bağlanıyor dizlerim. .
Düşlerimden başka hiç bir yerde yoksun artık. Olsan görürdüm, bulsam sarılırdım sıkı sıkı.. Ondan uyanmak istemeyişim kabuslarıma. .
Ayrılık bu işte, sende sanki farklı mı zaman? . .Bildiğin sonbahar bu aynı rüzgar, aynı hazan. . .
Devamını oku..
August 15 2010
Herşeye rağmen güzel değildi.

Neredeyse bir hafta olmuş memlekete döneli. Anca bir hafta sonunda dönebilmişim kendime. Normale dönmeye daha zaman var ama biraz kendime dönüp geçen bir yılın muhasebesini yapıyorum bu günlerde. Aydın’a gittiğimden beri yaşadıklarımı neredeyse hiç yazamadım buraya. O yüzden çok da fazla haberdar değilsiniz gündemimden. Oysa o kadar çok şey yaşadım ki burda yazmak istediğim. Paylaşmak, anlatmak, rahatlamak istediğim o kadar çok şey oldu ki şu bi yıl içerisinde.. Fakat tüm bunlar karşısında yapabildiğim tek şey, lal olup içime kanamak oldu. Anlatamadım. Hala da etkisini yitirmedi bazı olumsuzlukları düşününce içimde yaşadığım rahatsızlık. Yani bırak uzun uzun anlatmayı, düşünmek bile istemiyorum. Ama “zor bir yıl geçirdim” diye özetleyebiliriz tüm bu anlatmak istediklerimi. Dolayısıyla ilk kez kabul ediyorum ki Aydın’da kpss ye hazırlanma ve bu doğrultuda yaptığım tüm planlar kocaman bir hataydı.
Bir yıl Aydın’da yaşamak tam olarak benim yaptığım bir seçim değildi aslında. Biraz mecbur kalmıştım buna. Hazırda tuttuğum bir kaç planım vardı ama bunların abuk sabuk aksiliklerden dolayı iptal olması beni Aydın planına itti. Bu kaçıncı yedek plandı hatırlamıyorum bile. Sadece bir rüzgar esmiş ve beni oraya sürüklemişti. Ben de buna razı oldum. Insan dediğin çırpınmasını bildiği kadar razı olmasını da bilmeli. Daha doğrusu bunlarla mutlu olmasını bilmeli.
Devamını oku..
June 30 2010
Haziranda Ayrılık Zor

Fırsat buldukça günlük burç yorumunu okuyan, bunun için zaman ayırmaktan kendini alamayan arkadaşlarım oldu. Kendi burçlarını okuduktan sonra benimkini de okumayı hiç ihmal etmediler sağ olsunlar. Ama ben hiç inanamadım o burç yorumlarına. Önemseyemedim başkalarının benim hayatım üzerine bulunduğu kehanetleri. O yüzden burçlara inanırmısın sorusunun cevabı benim için hep “hayır” olmuştur.
Fakat önemsediğim bir şey var. Aynı dönemde doğan insanların karakter yapılarının, zevklerinin, tavırlarının, hatta görünüşlerinin birbirine benzeyebileceğine inanıyorum. Bu yüzden günlük burç yorumlarını okumak yerine, balık kadınları nasıl olur, akrep kadınları nelerden hoşlanır gibi şeyleri araştırıyorum. Tavırlarına bakarak bir yengeçle başağı ayırt etmeye çalışıyorum insanların içinde dolaşırken.
Ve bu burçlarla ilgilenme merakı beni mevsimler ve aylar hakkında düşünmeye itiyor. Bir kovanın inatçı ve sert tavırlarının acaba doğduğu mevsimin çetin şartlarıyla alakası varmıdır diyorum.
Devamını oku..
February 06 2010
Kaderimin oyunu vol.2

“Ben bu dünyanın camını çerçevesini kırmak istiyorum. Babamın büstü var içeride, onu da kırmak istiyorum. Ben büstleri değil, insanları seviyorum.”
Yukarıdaki sözler Arat Dink’e ait. Babasının ölüm yıldönümünde söyledi bunları. Yaklaşık iki haftadan beri benim içinde bulundugun durum da farklı sayılmaz. Camı çerçeveyi indirmek istiyorum. Bişeyleri parçalamak istiyorum. Sebepsiz yere birilerinin kalplerini kırmak istiyorum. Çünkü ben de büstleri ve heykelleri sevmiyorum. Hatta fark ettim ki insaları da sevmiyormuşum. Bir kişiyi sevmişim ben. Hatta “her aşkın bir gün biteceği” gerçeğini bildiğimden, onu bile sevememişim. Korka korka, aman alışmayayım, bağlanırsam kötü olur diyerekten hep kaçırmışım gözlerimi gözlerinden.
Boş zamanlarımı dersanenin terasında bir elimde çayla aydın’ın ışıklarını seyrederek geçiriyorum. Sandalyemi kimseye bulaşmak istemezmiş gibi bir köşeye çekmiş olsam da aslında çok istiyorum birisinin gelip “nasılsın?” diye sormasını. Fakat onlar; bazen yapılan her espriye abartılı bir şekilde gülüşümün, bazen de ağzımdan hiçbir kelime salıvermeyişimin bir kişilik özelliği olduğunu zannettikleri için ortada bir sorun göremiyorlar. Beni tanıyanlar ise net bir şekilde görebilir ki şu aralar bişeylerden kaçıyorum. Mutluluk, huzur arıyorum. Neden mi? Çünkü terkedildim ve bu duruma alışmalıyım.
Devamını oku..
December 06 2009
Kuşak farklılaşması

aileyle anlaşması zordur. herkesin bütün hayatı boyunca yaşadığı ve önlenemez bir durumdur bu. farklı kültür seviyelerinde bulunsa bile her ailenin içinde yaşanır ufak tefek pürüzler. açıklaması basittir. tüm bunlar sevgidendir. fakat ebeveynler daima haksız görünür bu tartışmalarda. çünkü daha önce hiç ebeveyn olmayan çocuk, kendi geçtiği yolları yaklaşık olarak tahmin edebilen ailesinden anlayış bekler.
çok sevdiğim ve bana aşırı değer verdiklerini bildiğim bi ailem olmasına rağmen bende bu tarz sorunlar yaşıyorum ailemle. ve aile fertlerinden beni en çok eleştiren babaannem olduğu için bu sorunların aramızdaki yaş farkından kaynaklandığı rahat bi şekilde ispatlayabiliyorum. söylediklerim yeni bişey değil biliyorum. yıllardan beri “kuşak çatışması” diye herkesin dilinde dolaşan bişey bu.
fakat saygı duydugum bi abimle bu konu hakkında konuşurken (daha doğrusu ben ona bişeylerden yakınırken) onun olayla ilgili değişik bir teorisi olduğunu öğrendim. zamanında marjinal hareketler sergileyip çok eleştirilen birisi olduğunu bildiğim için sözlerini dikkatlice dinledim. onun teorisine göre her sene daha da şiddetlenen ebeveyn ve çocuklar arasındaki bu geçimsizliğe artık kuşak çatışması demek doğru değildi. değişim yada gelişim hızının her sene arttığı konusunda hemfikirsek artık gelinen noktada aile ile çocuğun uzlaşabileceği ortak payda bulmasının da gitgide zorlaştığını görebiliriz diye açıkladı.
“biz ailemizle ufak tefek noktalarda anlaşamasak da iletişim kurabiliyorduk, oysa şu andaki gençlerin yaşadığı hayat hakkında ailelerinin hiçbir bilgisi yok. birbirine tamamen yabancı kuşaklar oluşuyor artık toplumumuzda” dedi. ki haksız da sayılmaz. çünkü davranışlardaki aşırılık hep artıyor. kuzenimin sergilediği davranışları gözlemlediğimde cesareti çok dikkatimi çekiyor. aramızda dört-beş yaş olmasına rağmen benim bile bazen onaylamayacağım davranışlar içinde bulunan bu genç delikanlıyı aralarında 20 küsür yaş bulunan ailesinin onaylamasını beklemek ise gerçekçi bir şey değil. çünkü onlar yukarıda bahsettiğim abimin de dediği gibi ortak noktalarını günden güne kaybeden farklı kuşaklar, farklı zamanların bireyleri..
dipnot:babanemi çok seviyorum.
dipnot2:tüm bu söylediklerime rağmen şunu da çok açık bir şekilde görebiliyorum ki aileler her ne kadar anlam veremeseler de gerektiği zaman çocuklarının arkasında olmayı gayet güzel biliyorlar. evlat bu; atsan atılmaz, satsan satılmaz.
Maybe Soup is currently being updated? I'll try again automatically in a few seconds...
