About
Click here to check if anything new just came in.
February 06 2010
Doğum günü yazısı

Çok önceleri planlamıştım bu yazıyı zihnimde. Beynimdeki yazıp yazıp çöpe attığım taslaklar gibi olmayacağını bildiğim bu yazıya her gün bir cümle eklemiştim. Seninle beraber geçirdiğim her gün ayrı bir paragrafa ilham olmuştu. Sana doğum günü hediyesi hazılarken aynı zamanda mutluluklarımı da arşivlediğimi fark ettim sonraları. Bu bloga yazılan iki satır çok önemliydi çünkü benim için. Birsürü hayalin izi olan bu blogda en net sen olmalıydın. Sen ve sana olan aşkım. Sen ve senin adın..
Çünkü en büyük suçlu bu blogdu benim hayatımda. En büyük itirafım bu blogda yazılanlardı. Ilk ayrılığımız bunun yüzündendi bizim. Sana söyleyemediğim sırrım mecazlara kinayelere olan ilgimdi benim. Ama anlatması zordu. Bir bakış açısını başkasına empoze etme zor bir işti. Hafızası zayıf bir insan olarak, sağdan soldan, sokaklardaki birsürü insanlardan, başkalarının hayatlarından topladığım parçaları bir araya getirip kendime bir hayal yarattığımı sana anlatmaya çalışmak zordu. Bunun hastalıklı bir iş olduğunu kabul etmek ise en zoruydu.
Devamını oku..
Kaderimin oyunu vol.2

“Ben bu dünyanın camını çerçevesini kırmak istiyorum. Babamın büstü var içeride, onu da kırmak istiyorum. Ben büstleri değil, insanları seviyorum.”
Yukarıdaki sözler Arat Dink’e ait. Babasının ölüm yıldönümünde söyledi bunları. Yaklaşık iki haftadan beri benim içinde bulundugun durum da farklı sayılmaz. Camı çerçeveyi indirmek istiyorum. Bişeyleri parçalamak istiyorum. Sebepsiz yere birilerinin kalplerini kırmak istiyorum. Çünkü ben de büstleri ve heykelleri sevmiyorum. Hatta fark ettim ki insaları da sevmiyormuşum. Bir kişiyi sevmişim ben. Hatta “her aşkın bir gün biteceği” gerçeğini bildiğimden, onu bile sevememişim. Korka korka, aman alışmayayım, bağlanırsam kötü olur diyerekten hep kaçırmışım gözlerimi gözlerinden.
Boş zamanlarımı dersanenin terasında bir elimde çayla aydın’ın ışıklarını seyrederek geçiriyorum. Sandalyemi kimseye bulaşmak istemezmiş gibi bir köşeye çekmiş olsam da aslında çok istiyorum birisinin gelip “nasılsın?” diye sormasını. Fakat onlar; bazen yapılan her espriye abartılı bir şekilde gülüşümün, bazen de ağzımdan hiçbir kelime salıvermeyişimin bir kişilik özelliği olduğunu zannettikleri için ortada bir sorun göremiyorlar. Beni tanıyanlar ise net bir şekilde görebilir ki şu aralar bişeylerden kaçıyorum. Mutluluk, huzur arıyorum. Neden mi? Çünkü terkedildim ve bu duruma alışmalıyım.
Devamını oku..
January 08 2010
Yılbaşı yazısı

yeni yılın ilk haftasını yeni bitirdiğimiz şu saatlerde anca fırsat yaratabildim bi yeni yıl yazısı yazmak için. aslında düşünüp 2009a ait “neler oldu?” listesi yapmak isterdim ama yorgunum. yine de 2009u şöyle bi düşündüğümde babamın yeni yılımı kutlarken söylediği sözler aklıma geliyor ilkin. güzel bi özet yaptı babam telefonda. “2009 ailemize uğurlu gelmedi. inşallah 2010 çok farklı olur” dedi. sonuna kadar haklı bir cümle bu. bundan on yıl sonra geçmişe dönüp düşündüğümde 2009 yılını kesinlikle hatırlıyor olacağım. talihsiz bir seneydi diye bahsedeceğim o anda yanımda olanlara. aksilikler, talihsizlikler, mutsuzluklar, kaybedişler…
herşeye rağmen o kadar hızlı geçti ki bu 12 ay daha birçok hatıram çok canlı zihnimde. mesela geçen yılbaşı, eski evimizde ev arkadaşımla bi başımıza terkedilişimiz, nasılsa birileri bizi planlarına dahil eder deyip plan yapmayıp sonra ortada kalışımız, bu duruma kızıp kendimizi kaybedene kadar sarhoş oluşumuz, sonra tam güzel olduğumuz anda kadim dostum gökhanın bizi çağıran telefonu, çorbacıda feci bir sonla biten gecemiz ve benim o çorbacıya bi süre uğrayamayışım. hepsi çok yakın. sonrasında geçen her ay da çok net hafızamda. çok net ve çok hızlı.
Devamını oku..
December 09 2009
Tekrarlar iyidir

tekrarlar sinir bozucudur. birçok tekrar eden durum insanda işkence hissi uyandırabilir. o yüzden pek sevmeyiz tekrarları. orta okuldayken hocalarımızın verdiği deftere yada tahtaya …kez şunu yaz cezaları ile başlayan bu durum ömür boyu devam eder. bu konuyla alakalı çin işkencelerine değinmeye gerek bile duymuyorum. herkes biliyordur nasılsa.
zaten bu tekrarlardan kaçarak yıkmışızdır tabularımızı. kaçarken keşfetmişizdir birçok şeyi. macera olsun diye çıkılan serüvenler sonunda gelmişizdir elimizde farklı hazinelerle. belki bu kadar rahatsız etmeseydi tekrarlar bizi, yuvarlanır gider ve yerimizde sayardık.
Ama ben ilişkilerde durumun biraz farklı işlediğini düşünüyorum. tabi ki insan sevdiceği ile daima farklı şeyler tecrübe etmek istiyor. tabi ki çıkılan her macerada yanında bulunan kişinin sevdiği olmasını istiyor. dizlerinin gücü yetmediğinde onun elini tutup cesaretlenmek, başardığında da sıkıca sarılıp kutlamak istiyor.
Devamını oku..
December 06 2009
Kuşak farklılaşması

aileyle anlaşması zordur. herkesin bütün hayatı boyunca yaşadığı ve önlenemez bir durumdur bu. farklı kültür seviyelerinde bulunsa bile her ailenin içinde yaşanır ufak tefek pürüzler. açıklaması basittir. tüm bunlar sevgidendir. fakat ebeveynler daima haksız görünür bu tartışmalarda. çünkü daha önce hiç ebeveyn olmayan çocuk, kendi geçtiği yolları yaklaşık olarak tahmin edebilen ailesinden anlayış bekler.
çok sevdiğim ve bana aşırı değer verdiklerini bildiğim bi ailem olmasına rağmen bende bu tarz sorunlar yaşıyorum ailemle. ve aile fertlerinden beni en çok eleştiren babaannem olduğu için bu sorunların aramızdaki yaş farkından kaynaklandığı rahat bi şekilde ispatlayabiliyorum. söylediklerim yeni bişey değil biliyorum. yıllardan beri “kuşak çatışması” diye herkesin dilinde dolaşan bişey bu.
fakat saygı duydugum bi abimle bu konu hakkında konuşurken (daha doğrusu ben ona bişeylerden yakınırken) onun olayla ilgili değişik bir teorisi olduğunu öğrendim. zamanında marjinal hareketler sergileyip çok eleştirilen birisi olduğunu bildiğim için sözlerini dikkatlice dinledim. onun teorisine göre her sene daha da şiddetlenen ebeveyn ve çocuklar arasındaki bu geçimsizliğe artık kuşak çatışması demek doğru değildi. değişim yada gelişim hızının her sene arttığı konusunda hemfikirsek artık gelinen noktada aile ile çocuğun uzlaşabileceği ortak payda bulmasının da gitgide zorlaştığını görebiliriz diye açıkladı.
“biz ailemizle ufak tefek noktalarda anlaşamasak da iletişim kurabiliyorduk, oysa şu andaki gençlerin yaşadığı hayat hakkında ailelerinin hiçbir bilgisi yok. birbirine tamamen yabancı kuşaklar oluşuyor artık toplumumuzda” dedi. ki haksız da sayılmaz. çünkü davranışlardaki aşırılık hep artıyor. kuzenimin sergilediği davranışları gözlemlediğimde cesareti çok dikkatimi çekiyor. aramızda dört-beş yaş olmasına rağmen benim bile bazen onaylamayacağım davranışlar içinde bulunan bu genç delikanlıyı aralarında 20 küsür yaş bulunan ailesinin onaylamasını beklemek ise gerçekçi bir şey değil. çünkü onlar yukarıda bahsettiğim abimin de dediği gibi ortak noktalarını günden güne kaybeden farklı kuşaklar, farklı zamanların bireyleri..
dipnot:babanemi çok seviyorum.
dipnot2:tüm bu söylediklerime rağmen şunu da çok açık bir şekilde görebiliyorum ki aileler her ne kadar anlam veremeseler de gerektiği zaman çocuklarının arkasında olmayı gayet güzel biliyorlar. evlat bu; atsan atılmaz, satsan satılmaz.
November 19 2009
Ölümü anlamak.
Bir insanı soru sorarak tanıyamazsınız. Hele ilk başlarda. Çünkü verdiği cevapların kartvizitine ekleneceğini ve uzun müddet sanki kişiliğinden bir parçaymış gibi kendisini takip edeceğinin farkında olan kişi samimiyetini kaybeder. Bu yüzden de yanıltır. En sevdiğin renk, hobilerin? gibi basit ve salak sorular bile yalanlarla doldurulabilir. Bu yüzden soru sormak hoşuma gitmiyor. Aklıma yukarıdaki fikir geldiğinde, aldıgım her cevabı kuşkuyla karşılamaktan kendimi alıkoyamıyorum. Ve hiç hoşuma gitmiyor bu durum.
Bu yüzden önce hayat akıp giderken yavaş yavaş ve yalanlara mahal vermeden tanımak kişiyi, ardından da sorularla kafanda oluşan imajın gerçeği ne kadar ifade ettiğini test etmek daha eğlenceli bence. Bu sebeple arkadaşlarıma sık sık sorarım “Başınıza şöyle bişey gelse napardınız?” diye. Hem bazen kendimin bile cevap veremediği sorulara o kadar güzel yanıtlar alıyorum ki bu yöntemle. insana çıkış yolu oluyor duydukları.
Yine böyle bi günde sordum: Yakın zamanda öleceğinizi bilseniz napardınız?
Biliyorum klasik bir soru fakat alınan cevaplar çok farklı ve önemli olabiliyor bu soru karşısında. İnsanların en çok değer verdikleri şeyleri, kaybetmekten ne kadar korktuklarını, baskı altında nasıl davranabileceklerini… çok farklı çıkarımlara varabilirsiniz duyduğunuz cevaplarla.
Devamını oku..
Maybe Soup is currently being updated? I'll try again automatically in a few seconds...
