Newer posts are loading.
You are at the newest post.
Click here to check if anything new just came in.
23:46

tertemiz sayfalar


Nasıl başlarsa öyle gitmiyor işte dostum. 2010 yılı yine ispatı oldu bu durumun. Malesef mi demeliyim, yoksa iyi ki deyip sevinmelimiyim karar veremiyorum. “iyisiyle – kötüsüyle” diye tanımlanabilecek bi yıldı işte. rengarenk değil belki ama siyahla beyazın her tonunu ustalıkla gösterdi bize. hala gökyüzümüzün aydınlık olduğu günler vardı. karanlıklar henüz akıllarda bile yoktu. nereden nerelere diyeceğim bu seneyi düşününce hep. hani çok hızlı giderken virajda savrulursunuz. yavaşş yavaş, herşeyi farkedersiniz ama fizik kuralları dinlemez sizi. siz direksiyonu ne kadar ısrarla çevirseniz de savrulursunuz yolunuzdan uzaklara. çok mutlu giderken de öyle olur bazen. hızlı, mutlu fark etmez. herşeyi anladığınız o kısacık zaman diliminde sadece hayatınız gözünüzün önünden geçer. değiştirmeye gücünüz yetmeyecektir ya son bi bakarsınız yanınızdaki güleç yüze. huzur içinde…

başlangıç:
petrol rengi bir kazak hatırlıyorum ve dokunduğumda parmak uçlarımda bıraktığı hissiyatı… havayla alakası olmayan bi sıcaklık bir de. gözlerine bakınca mı oluyor sadece bilemiyorum. karnımdaki burkulma kusarsam geçer mi diye düşünmekten kendimi alamıyorum. belki bu duyguyu yaşamanı sağlayabilseydim inanırdın içimdekilere. bir hayalse bile benim içimdekiler aynı hayale inanmak mutluluk değil mi?
Devamını oku..

21:48

Dikiz aynası


Babamla ne zaman yola çıksak, ko-pilotum olarak bana hatırlattığı şeylerden birisi; sık sık aynalarıma bakarak arkadan gelenleri kontrol etmem gerektiğidir. Geride bıraktıklarımın farkına varayım diye değil, tüm karşılaşmalara hazırlıklı olmam içindir bu nasihatlar. Çünkü karşılaşmalar sadece aksi istikamette giden insanlar için söz konusu değildir. Gün gelir aynı istikamette giden kişiler de karşılaşır. Ve görebildiğim kadarıyla babamın bütün çabaları da tüm bu durumlar karşısında hazırlıklı ve dimdik ayakta durabilen bir evlat yetiştirme yönünde.
Gafil avlanmamak için hazırlıklı olmak önemli tabi, ama insan nefesinin kesildiği anlarda hissediyor yaşadığını. Ve başından geçen bu tarz her olay biraz daha cesur olmasını ve “koyver gitsin” demesini öğretiyor insana. Çok fazla düşünme imkanım olmuyor bunları ama bazen düşünmeyince de akışına bırakılmış bir hayatı yaşıyorsunuz. Kasten değil, kendiliğinden! fütursuzca..
Devamını oku..

13:35

Uçurtma Bayramları


“Ne zaman sen gelsen, evimde hep bir bayram sabahı coşkusu yaşanıyor.” demiştim bir gün. Senin birisine bu tarz birşey söylediğin oldu mu bilmem ama eminim ki düşünmüşsündür. Çünkü bazen kapı çalar, birisi gelir. Uzun kaldığı da olur, hemen kalkıp gittiği de.. fakat daima bişeyleri değiştirir. Eğer yukarıda bahsettiğim gibi birisiyse o kapıyı çalan, ne mutlu size. Bizim oralarda şöyle bir söylem vardır: “Bugün zenginiz, misafirimiz var.” derler. Çünkü değer verdiğin insanlarla hoş zaman geçirmekten büyük zenginlik neredeyse yoktur.
Devamını oku..

01:01

Bana esmeyi anlat


Sıcak yaz günleri bitti..
Uzanıp yıldız dolu gökyüzünün altına sana masallar anlattığım günler gitgide geride kalıyor. Oysa sıcaktan başka derdimiz olmadığı ve geceleri biraz serinleyen havanın verdiği coşkuyla ne kadar mutlu hissetmiştik kendimizi. Ben saçma hikayeler uydurmuş, sen asla yüzüme vurmamıştın sözlerimin saçmalığını. Hep biraz müzik olmuştu kulaklarımızda. Belki dj in konuşmadığı bir anda açıp gözlerimizi, birbimizi aramıştık yanıbaşımızda. Onun haricinde hep kapalıydı gözlerimiz. Ve sen benim dizimde, ben senin yanında… Rahat günlerdi. Telaşımız yoktu ajandamızda. Birbirini tanımayan iki insan olarak mutlu hissediyorduk. Mutlu olmak için çok fazla şeye ihtiyaç duymayanlardanız diyorduk. Cahil mutluluğu hep böyle olmuştur zaten. kolay. “Seni yeterince tanımasaydım kesinlikle sevebilirdim.” diye bir söz vardı. sen duydun mu bilmem.
Sorulacak çok soru var.
Devamını oku..

12:45

Sonbahar Hastası


Her yıl aynı sıkıntıyı yaşıyorum. Alışamadım, alışamıyorum. Kış mevsimini yaza oranla daha fazla sevmeme rağmen sonbaharlarda daha fazla zorlanıyorum. Aslında yazının ismi “Eylül Hastası” olacaktı ama yine geciktirdim yazıyı. Sorun şu ki bu eylül ayı acaip moralimi bozup bütün enerjimi tüketiyor. Aslında bir ucu günlük-güneşlik, diğer ucu kar-kış olan eylül ayının en önemli görevi denizaltılardaki yada uzay üslerindeki basınç dengeleme odaları gibi bizi en sağlıklı bir şekilde kışa doğru taşımak. Lakin tabanı kayan terliklerimle kuru bir zeminden ıslak olan bir yere adım attıgımda nasıl tedirgin oluyorsam bu günler geldiğinde de aynı şeyi yaşıyorum ben.
Babamla paylaştım bu durumumu hafta başında. Aldığım cevap kendi adıma şaşırtıcıydı. “Sonbahar hüzünlüdür oğlum. Nası hissetmeyi bekliyordun ki?” dedi babam. Haklıydı da. Hem haklı, Hem de net. Evde bütün pencerelerin kapatıldığı, hava almak için dışarılara çıkmanın zorunlu olduğu, ama sağlam giyinmezsek de hasta olma tehlikesiyle yüzleşebileceğimiz günlerdeyiz artık. Yoksa siz tehlikenin farkında değilmisiniz? :=)
Devamını oku..

23:43

Cumaertesi


Bugün burda Cumartesiydi. tıpkı diğer cumartesiler gibi, aynı. her geçen gün daha da kötüleşmekte olan rutin cumartesilerden sadece birisiydi. kime sorsam çevremdeki, aynı cevabı alıyorum. “aynı” cevabını alıyorum. ne sorduğumun hiçbir önemi yok sanki. ne kadar çok seviyoruz aynı kalmayı. bulunduğumuz noktaya sabit kalabilmek için ne çok çabalıyoruz. ama farklına varmalı ki bu çabalar beyhude. ne biz kalabiliyoruz sabit, ne de üstüne bastığımız noktalar.
Bu yüzdendir ki her cumartesi merak dolu benim için. “Aynı”lara inanmamayı seçtiğim o günden beri daha bi açıyorum gözlerimi cumartesileri. gözlerimin içine bakıp aynı yalanı söyleyen herkesi, kendi içimde derinlemesine sorguya çekiyorum. Neyin aynı olduğuyla ilgilenmedim hiçbir zaman. Önemli olan neyin farklı olduğuydu. Aslolan değişendi – değişimdi.
Peki gözlerine bakamadıklarım? Ya benden uzak hayatlar? Onların ne alemde olduğu tamamen bir muammaydı. Sormaktan ve söylenene inanmaktan başka çareniz yoktu. inancı zayıf bir insanın kabusu buydu işte. -Kendi dışındaki herşeye şüpheyle yaklaşmak.- Ve ben tüm merakımla soruyorum sana: Bugün orda da Cumartesi mi?

sorumuzu bir alıntı ile devam ettirmek gerekirse:

Gittiğin yer bakışların kadar uzak olmasa. .Gelirdim. .Dön, dön diyebilmek için. . .

Zalim yolların uzak sevdası.. Sevdana yanıyorum kaç zamandır.. Sen bilmediğim, görmediğim alemlerdeyken ıssızlığıma ağlıyorum. . “Ne olur dön. .” diyemeyişimde kırılıyor kelimelerim. Sana gelemeyişimde bağlanıyor dizlerim. .

Düşlerimden başka hiç bir yerde yoksun artık. Olsan görürdüm, bulsam sarılırdım sıkı sıkı.. Ondan uyanmak istemeyişim kabuslarıma. .

Ayrılık bu işte, sende sanki farklı mı zaman? . .Bildiğin sonbahar bu aynı rüzgar, aynı hazan. . .
Devamını oku..

02:45

Herşeye rağmen güzel değildi.


Neredeyse bir hafta olmuş memlekete döneli. Anca bir hafta sonunda dönebilmişim kendime. Normale dönmeye daha zaman var ama biraz kendime dönüp geçen bir yılın muhasebesini yapıyorum bu günlerde. Aydın’a gittiğimden beri yaşadıklarımı neredeyse hiç yazamadım buraya. O yüzden çok da fazla haberdar değilsiniz gündemimden. Oysa o kadar çok şey yaşadım ki burda yazmak istediğim. Paylaşmak, anlatmak, rahatlamak istediğim o kadar çok şey oldu ki şu bi yıl içerisinde.. Fakat tüm bunlar karşısında yapabildiğim tek şey, lal olup içime kanamak oldu. Anlatamadım. Hala da etkisini yitirmedi bazı olumsuzlukları düşününce içimde yaşadığım rahatsızlık. Yani bırak uzun uzun anlatmayı, düşünmek bile istemiyorum. Ama “zor bir yıl geçirdim” diye özetleyebiliriz tüm bu anlatmak istediklerimi. Dolayısıyla ilk kez kabul ediyorum ki Aydın’da kpss ye hazırlanma ve bu doğrultuda yaptığım tüm planlar kocaman bir hataydı.
Bir yıl Aydın’da yaşamak tam olarak benim yaptığım bir seçim değildi aslında. Biraz mecbur kalmıştım buna. Hazırda tuttuğum bir kaç planım vardı ama bunların abuk sabuk aksiliklerden dolayı iptal olması beni Aydın planına itti. Bu kaçıncı yedek plandı hatırlamıyorum bile. Sadece bir rüzgar esmiş ve beni oraya sürüklemişti. Ben de buna razı oldum. Insan dediğin çırpınmasını bildiği kadar razı olmasını da bilmeli. Daha doğrusu bunlarla mutlu olmasını bilmeli.
Devamını oku..

21:21

Doğum günü yazısı


Çok önceleri planlamıştım bu yazıyı zihnimde. Beynimdeki yazıp yazıp çöpe attığım taslaklar gibi olmayacağını bildiğim bu yazıya her gün bir cümle eklemiştim. Seninle beraber geçirdiğim her gün ayrı bir paragrafa ilham olmuştu. Sana doğum günü hediyesi hazılarken aynı zamanda mutluluklarımı da arşivlediğimi fark ettim sonraları. Bu bloga yazılan iki satır çok önemliydi çünkü benim için. Birsürü hayalin izi olan bu blogda en net sen olmalıydın. Sen ve sana olan aşkım. Sen ve senin adın..
Çünkü en büyük suçlu bu blogdu benim hayatımda. En büyük itirafım bu blogda yazılanlardı. Ilk ayrılığımız bunun yüzündendi bizim. Sana söyleyemediğim sırrım mecazlara kinayelere olan ilgimdi benim. Ama anlatması zordu. Bir bakış açısını başkasına empoze etme zor bir işti. Hafızası zayıf bir insan olarak, sağdan soldan, sokaklardaki birsürü insanlardan, başkalarının hayatlarından topladığım parçaları bir araya getirip kendime bir hayal yarattığımı sana anlatmaya çalışmak zordu. Bunun hastalıklı bir iş olduğunu kabul etmek ise en zoruydu.
Devamını oku..

02:38

Kaderimin oyunu vol.2

“Ben bu dünyanın camını çerçevesini kırmak istiyorum. Babamın büstü var içeride, onu da kırmak istiyorum. Ben büstleri değil, insanları seviyorum.”

Yukarıdaki sözler Arat Dink’e ait. Babasının ölüm yıldönümünde söyledi bunları. Yaklaşık iki haftadan beri benim içinde bulundugun durum da farklı sayılmaz. Camı çerçeveyi indirmek istiyorum. Bişeyleri parçalamak istiyorum. Sebepsiz yere birilerinin kalplerini kırmak istiyorum. Çünkü ben de büstleri ve heykelleri sevmiyorum. Hatta fark ettim ki insaları da sevmiyormuşum. Bir kişiyi sevmişim ben. Hatta “her aşkın bir gün biteceği” gerçeğini bildiğimden, onu bile sevememişim. Korka korka, aman alışmayayım, bağlanırsam kötü olur diyerekten hep kaçırmışım gözlerimi gözlerinden.
Boş zamanlarımı dersanenin terasında bir elimde çayla aydın’ın ışıklarını seyrederek geçiriyorum. Sandalyemi kimseye bulaşmak istemezmiş gibi bir köşeye çekmiş olsam da aslında çok istiyorum birisinin gelip “nasılsın?” diye sormasını. Fakat onlar; bazen yapılan her espriye abartılı bir şekilde gülüşümün, bazen de ağzımdan hiçbir kelime salıvermeyişimin bir kişilik özelliği olduğunu zannettikleri için ortada bir sorun göremiyorlar. Beni tanıyanlar ise net bir şekilde görebilir ki şu aralar bişeylerden kaçıyorum. Mutluluk, huzur arıyorum. Neden mi? Çünkü terkedildim ve bu duruma alışmalıyım.
Devamını oku..

00:58

Yılbaşı yazısı

yeni yılın ilk haftasını yeni bitirdiğimiz şu saatlerde anca fırsat yaratabildim bi yeni yıl yazısı yazmak için. aslında düşünüp 2009a ait “neler oldu?” listesi yapmak isterdim ama yorgunum. yine de 2009u şöyle bi düşündüğümde babamın yeni yılımı kutlarken söylediği sözler aklıma geliyor ilkin. güzel bi özet yaptı babam telefonda. “2009 ailemize uğurlu gelmedi. inşallah 2010 çok farklı olur” dedi. sonuna kadar haklı bir cümle bu. bundan on yıl sonra geçmişe dönüp düşündüğümde 2009 yılını kesinlikle hatırlıyor olacağım. talihsiz bir seneydi diye bahsedeceğim o anda yanımda olanlara. aksilikler, talihsizlikler, mutsuzluklar, kaybedişler…
herşeye rağmen o kadar hızlı geçti ki bu 12 ay daha birçok hatıram çok canlı zihnimde. mesela geçen yılbaşı, eski evimizde ev arkadaşımla bi başımıza terkedilişimiz, nasılsa birileri bizi planlarına dahil eder deyip plan yapmayıp sonra ortada kalışımız, bu duruma kızıp kendimizi kaybedene kadar sarhoş oluşumuz, sonra tam güzel olduğumuz anda kadim dostum gökhanın bizi çağıran telefonu, çorbacıda feci bir sonla biten gecemiz ve benim o çorbacıya bi süre uğrayamayışım. hepsi çok yakın. sonrasında geçen her ay da çok net hafızamda. çok net ve çok hızlı.
Devamını oku..

01:08

Tekrarlar iyidir

mevsimsonbahar
tekrarlar sinir bozucudur. birçok tekrar eden durum insanda işkence hissi uyandırabilir. o yüzden pek sevmeyiz tekrarları. orta okuldayken hocalarımızın verdiği deftere yada tahtaya …kez şunu yaz cezaları ile başlayan bu durum ömür boyu devam eder. bu konuyla alakalı çin işkencelerine değinmeye gerek bile duymuyorum. herkes biliyordur nasılsa.
zaten bu tekrarlardan kaçarak yıkmışızdır tabularımızı. kaçarken keşfetmişizdir birçok şeyi. macera olsun diye çıkılan serüvenler sonunda gelmişizdir elimizde farklı hazinelerle. belki bu kadar rahatsız etmeseydi tekrarlar bizi, yuvarlanır gider ve yerimizde sayardık.
Ama ben ilişkilerde durumun biraz farklı işlediğini düşünüyorum. tabi ki insan sevdiceği ile daima farklı şeyler tecrübe etmek istiyor. tabi ki çıkılan her macerada yanında bulunan kişinin sevdiği olmasını istiyor. dizlerinin gücü yetmediğinde onun elini tutup cesaretlenmek, başardığında da sıkıca sarılıp kutlamak istiyor.
Devamını oku..

02:24

Kuşak farklılaşması

babane
aileyle anlaşması zordur. herkesin bütün hayatı boyunca yaşadığı ve önlenemez bir durumdur bu. farklı kültür seviyelerinde bulunsa bile her ailenin içinde yaşanır ufak tefek pürüzler. açıklaması basittir. tüm bunlar sevgidendir. fakat ebeveynler daima haksız görünür bu tartışmalarda. çünkü daha önce hiç ebeveyn olmayan çocuk, kendi geçtiği yolları yaklaşık olarak tahmin edebilen ailesinden anlayış bekler.
çok sevdiğim ve bana aşırı değer verdiklerini bildiğim bi ailem olmasına rağmen bende bu tarz sorunlar yaşıyorum ailemle. ve aile fertlerinden beni en çok eleştiren babaannem olduğu için bu sorunların aramızdaki yaş farkından kaynaklandığı rahat bi şekilde ispatlayabiliyorum. söylediklerim yeni bişey değil biliyorum. yıllardan beri “kuşak çatışması” diye herkesin dilinde dolaşan bişey bu.
fakat saygı duydugum bi abimle bu konu hakkında konuşurken (daha doğrusu ben ona bişeylerden yakınırken) onun olayla ilgili değişik bir teorisi olduğunu öğrendim. zamanında marjinal hareketler sergileyip çok eleştirilen birisi olduğunu bildiğim için sözlerini dikkatlice dinledim. onun teorisine göre her sene daha da şiddetlenen ebeveyn ve çocuklar arasındaki bu geçimsizliğe artık kuşak çatışması demek doğru değildi. değişim yada gelişim hızının her sene arttığı konusunda hemfikirsek artık gelinen noktada aile ile çocuğun uzlaşabileceği ortak payda bulmasının da gitgide zorlaştığını görebiliriz diye açıkladı.
“biz ailemizle ufak tefek noktalarda anlaşamasak da iletişim kurabiliyorduk, oysa şu andaki gençlerin yaşadığı hayat hakkında ailelerinin hiçbir bilgisi yok. birbirine tamamen yabancı kuşaklar oluşuyor artık toplumumuzda” dedi. ki haksız da sayılmaz. çünkü davranışlardaki aşırılık hep artıyor. kuzenimin sergilediği davranışları gözlemlediğimde cesareti çok dikkatimi çekiyor. aramızda dört-beş yaş olmasına rağmen benim bile bazen onaylamayacağım davranışlar içinde bulunan bu genç delikanlıyı aralarında 20 küsür yaş bulunan ailesinin onaylamasını beklemek ise gerçekçi bir şey değil. çünkü onlar yukarıda bahsettiğim abimin de dediği gibi ortak noktalarını günden güne kaybeden farklı kuşaklar, farklı zamanların bireyleri..


dipnot:babanemi çok seviyorum.
dipnot2:tüm bu söylediklerime rağmen şunu da çok açık bir şekilde görebiliyorum ki aileler her ne kadar anlam veremeseler de gerektiği zaman çocuklarının arkasında olmayı gayet güzel biliyorlar. evlat bu; atsan atılmaz, satsan satılmaz.


01:21

Ölümü anlamak.

ve herkes arkasını dönüp gider
Bir insanı soru sorarak tanıyamazsınız. Hele ilk başlarda. Çünkü verdiği cevapların kartvizitine ekleneceğini ve uzun müddet sanki kişiliğinden bir parçaymış gibi kendisini takip edeceğinin farkında olan kişi samimiyetini kaybeder. Bu yüzden de yanıltır. En sevdiğin renk, hobilerin? gibi basit ve salak sorular bile yalanlarla doldurulabilir. Bu yüzden soru sormak hoşuma gitmiyor. Aklıma yukarıdaki fikir geldiğinde, aldıgım her cevabı kuşkuyla karşılamaktan kendimi alıkoyamıyorum. Ve hiç hoşuma gitmiyor bu durum.
Bu yüzden önce hayat akıp giderken yavaş yavaş ve yalanlara mahal vermeden tanımak kişiyi, ardından da sorularla kafanda oluşan imajın gerçeği ne kadar ifade ettiğini test etmek daha eğlenceli bence. Bu sebeple arkadaşlarıma sık sık sorarım “Başınıza şöyle bişey gelse napardınız?” diye. Hem bazen kendimin bile cevap veremediği sorulara o kadar güzel yanıtlar alıyorum ki bu yöntemle. insana çıkış yolu oluyor duydukları.
Yine böyle bi günde sordum: Yakın zamanda öleceğinizi bilseniz napardınız?
Biliyorum klasik bir soru fakat alınan cevaplar çok farklı ve önemli olabiliyor bu soru karşısında. İnsanların en çok değer verdikleri şeyleri, kaybetmekten ne kadar korktuklarını, baskı altında nasıl davranabileceklerini… çok farklı çıkarımlara varabilirsiniz duyduğunuz cevaplarla.
Devamını oku..


Older posts are this way If this message doesn't go away, click anywhere on the page to continue loading posts.
Could not load more posts
Maybe Soup is currently being updated? I'll try again automatically in a few seconds...
Just a second, loading more posts...
You've reached the end.