About
Click here to check if anything new just came in.
February 06 2011
Takvimlerden haberin var mı?

geçiyor günler…
Takvim dediğin şey vesiledir dost. Bişeyler için vesile işte. Hep yapmak istediğin, ya da nası yapacağı bilemeyip korkarak yüz çevirdiğin şeyleri tekrar karşına alıp düşünmek için birer vesiledir. Ama boşuna romantik olma. Gücü olan yapar. Sadece ezikler vesile arar. Başka birisine selam verirken gözünü istem dışı kapatan kişiler bekler takvimlerdeki vesileleri. Haftalar önceden düzenlerler ajandalarını. Saatlerini kurmadan asla koymazlar yataklarının başucuna.
“Baka kalırım giden geminin ardından” diyen şairi anlarım da senin yaptığını anlayamam. O andan itibaren hiçbirşeyin aynı olmayacağını bildiğin halde, kalbinde bir yan sessizce her paylaşımınızın önüne son bir kere eklerken. Sonların tükendiği, hiçliğin başladığı anda artık elleriniz yabancı olmuşken. Senin neden bakakaldığını hiç anlayamam.
Devamını oku..
January 30 2011
Duvarlara çarpmadan kendine dönüş

Ne kadar önyargılarla doluyuz fark ediyormusun? Tonlarca kuralımız var kendi içimizde. Türkan Şoray Kuralları da neymiş? Biz kuralın ta kendisiyiz. Ne kadar çok kalıplara girmişiz. Tarz dediğimiz şey aslında kendi koyup, yine kendimizin yücelttiği önyargılarımız.
Damak zevki olarak ifade ettiğim, genç yaşlardan bu yana yavaş yavaş oluşturduğum kurallarım var. Onu yemem, bunu yemem.. herşeyi yemem ben. Annem sevmez böyle şeyleri. Kızar. “En azından bir kere denemelisin” der yemeği beğenmediğimi söylediğim zamanlarda. Ama insan karşısındakinin sözünü hep sorguluyor da kendi ağzından çıkanları o kadar ince düşünmüyor. Bu düşüncesizliğiyle de hayattan aldığı tadı ciddi anlamda yok ediyor. Baktığımız her yerde duvardan sağlam önyargılar olduğu için, bize hareket alanı kalmıyor.
Devamını oku..
December 31 2010
tertemiz sayfalar

Nasıl başlarsa öyle gitmiyor işte dostum. 2010 yılı yine ispatı oldu bu durumun. Malesef mi demeliyim, yoksa iyi ki deyip sevinmelimiyim karar veremiyorum. “iyisiyle – kötüsüyle” diye tanımlanabilecek bi yıldı işte. rengarenk değil belki ama siyahla beyazın her tonunu ustalıkla gösterdi bize. hala gökyüzümüzün aydınlık olduğu günler vardı. karanlıklar henüz akıllarda bile yoktu. nereden nerelere diyeceğim bu seneyi düşününce hep. hani çok hızlı giderken virajda savrulursunuz. yavaşş yavaş, herşeyi farkedersiniz ama fizik kuralları dinlemez sizi. siz direksiyonu ne kadar ısrarla çevirseniz de savrulursunuz yolunuzdan uzaklara. çok mutlu giderken de öyle olur bazen. hızlı, mutlu fark etmez. herşeyi anladığınız o kısacık zaman diliminde sadece hayatınız gözünüzün önünden geçer. değiştirmeye gücünüz yetmeyecektir ya son bi bakarsınız yanınızdaki güleç yüze. huzur içinde…
başlangıç:
petrol rengi bir kazak hatırlıyorum ve dokunduğumda parmak uçlarımda bıraktığı hissiyatı… havayla alakası olmayan bi sıcaklık bir de. gözlerine bakınca mı oluyor sadece bilemiyorum. karnımdaki burkulma kusarsam geçer mi diye düşünmekten kendimi alamıyorum. belki bu duyguyu yaşamanı sağlayabilseydim inanırdın içimdekilere. bir hayalse bile benim içimdekiler aynı hayale inanmak mutluluk değil mi?
Devamını oku..
December 26 2010
Dikiz aynası

Babamla ne zaman yola çıksak, ko-pilotum olarak bana hatırlattığı şeylerden birisi; sık sık aynalarıma bakarak arkadan gelenleri kontrol etmem gerektiğidir. Geride bıraktıklarımın farkına varayım diye değil, tüm karşılaşmalara hazırlıklı olmam içindir bu nasihatlar. Çünkü karşılaşmalar sadece aksi istikamette giden insanlar için söz konusu değildir. Gün gelir aynı istikamette giden kişiler de karşılaşır. Ve görebildiğim kadarıyla babamın bütün çabaları da tüm bu durumlar karşısında hazırlıklı ve dimdik ayakta durabilen bir evlat yetiştirme yönünde.
Gafil avlanmamak için hazırlıklı olmak önemli tabi, ama insan nefesinin kesildiği anlarda hissediyor yaşadığını. Ve başından geçen bu tarz her olay biraz daha cesur olmasını ve “koyver gitsin” demesini öğretiyor insana. Çok fazla düşünme imkanım olmuyor bunları ama bazen düşünmeyince de akışına bırakılmış bir hayatı yaşıyorsunuz. Kasten değil, kendiliğinden! fütursuzca..
Devamını oku..
November 30 2010
Uçurtma Bayramları

“Ne zaman sen gelsen, evimde hep bir bayram sabahı coşkusu yaşanıyor.” demiştim bir gün. Senin birisine bu tarz birşey söylediğin oldu mu bilmem ama eminim ki düşünmüşsündür. Çünkü bazen kapı çalar, birisi gelir. Uzun kaldığı da olur, hemen kalkıp gittiği de.. fakat daima bişeyleri değiştirir. Eğer yukarıda bahsettiğim gibi birisiyse o kapıyı çalan, ne mutlu size. Bizim oralarda şöyle bir söylem vardır: “Bugün zenginiz, misafirimiz var.” derler. Çünkü değer verdiğin insanlarla hoş zaman geçirmekten büyük zenginlik neredeyse yoktur.
Devamını oku..
October 30 2010
October 07 2010
Sonbahar Hastası

Her yıl aynı sıkıntıyı yaşıyorum. Alışamadım, alışamıyorum. Kış mevsimini yaza oranla daha fazla sevmeme rağmen sonbaharlarda daha fazla zorlanıyorum. Aslında yazının ismi “Eylül Hastası” olacaktı ama yine geciktirdim yazıyı. Sorun şu ki bu eylül ayı acaip moralimi bozup bütün enerjimi tüketiyor. Aslında bir ucu günlük-güneşlik, diğer ucu kar-kış olan eylül ayının en önemli görevi denizaltılardaki yada uzay üslerindeki basınç dengeleme odaları gibi bizi en sağlıklı bir şekilde kışa doğru taşımak. Lakin tabanı kayan terliklerimle kuru bir zeminden ıslak olan bir yere adım attıgımda nasıl tedirgin oluyorsam bu günler geldiğinde de aynı şeyi yaşıyorum ben.
Babamla paylaştım bu durumumu hafta başında. Aldığım cevap kendi adıma şaşırtıcıydı. “Sonbahar hüzünlüdür oğlum. Nası hissetmeyi bekliyordun ki?” dedi babam. Haklıydı da. Hem haklı, Hem de net. Evde bütün pencerelerin kapatıldığı, hava almak için dışarılara çıkmanın zorunlu olduğu, ama sağlam giyinmezsek de hasta olma tehlikesiyle yüzleşebileceğimiz günlerdeyiz artık. Yoksa siz tehlikenin farkında değilmisiniz? :=)
Devamını oku..
September 29 2010
Amacı Hatırlamak

Geçen gün düşündüm, taşındım, -hatta yalan yok- biraz da kaşındım ve blog ile ilgili yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark ettim. Google Analytics raporlarına gözüm takıldığından beri bunu hep düşünüyorum da bi sonuca bağlayamadım. Bu yıl bazı imkansızlıklardan dolayı bloga çok zaman ayıramamıştım ama şimdilerde zamanım olduğu halde yine eskisi gibi davranmaya devam ediyorum. Bunun sebebi biraz hamlamış olmam kuşkusuz. Lakin gayret göstermezsem herhangi bir gelişme olmayacağı da açık. Bugüne kadar hiç okunma kaygısı gütmedim diyebilirim ama yine de aşağı doğru kıvrılan bi analytics raporu blogunu seven hiç kimsenin koşuna gitmiyordur.
Tabi bunlar işin teferruatı. Beni asıl rahatsız eden şey bu günlüğe çok ihtiyaç duymama ve yazarsam rahatlayacağımı bilmeme rağmen bunu yapmaktan çekinmem. Daha önceleri yaptığım gibi günlüğümle dertleşmek bana çok iyi gelecektir. Ama gözümde büyütüyorum bu durumu. Bu sefer dinlenmenin baskısı beni samimi yada cesur olmaktan uzaklara savuruyor.
Devamını oku..
August 27 2010
Cumaertesi

Bugün burda Cumartesiydi. tıpkı diğer cumartesiler gibi, aynı. her geçen gün daha da kötüleşmekte olan rutin cumartesilerden sadece birisiydi. kime sorsam çevremdeki, aynı cevabı alıyorum. “aynı” cevabını alıyorum. ne sorduğumun hiçbir önemi yok sanki. ne kadar çok seviyoruz aynı kalmayı. bulunduğumuz noktaya sabit kalabilmek için ne çok çabalıyoruz. ama farklına varmalı ki bu çabalar beyhude. ne biz kalabiliyoruz sabit, ne de üstüne bastığımız noktalar.
Bu yüzdendir ki her cumartesi merak dolu benim için. “Aynı”lara inanmamayı seçtiğim o günden beri daha bi açıyorum gözlerimi cumartesileri. gözlerimin içine bakıp aynı yalanı söyleyen herkesi, kendi içimde derinlemesine sorguya çekiyorum. Neyin aynı olduğuyla ilgilenmedim hiçbir zaman. Önemli olan neyin farklı olduğuydu. Aslolan değişendi – değişimdi.
Peki gözlerine bakamadıklarım? Ya benden uzak hayatlar? Onların ne alemde olduğu tamamen bir muammaydı. Sormaktan ve söylenene inanmaktan başka çareniz yoktu. inancı zayıf bir insanın kabusu buydu işte. -Kendi dışındaki herşeye şüpheyle yaklaşmak.- Ve ben tüm merakımla soruyorum sana: Bugün orda da Cumartesi mi?
sorumuzu bir alıntı ile devam ettirmek gerekirse:
Gittiğin yer bakışların kadar uzak olmasa. .Gelirdim. .Dön, dön diyebilmek için. . .
Zalim yolların uzak sevdası.. Sevdana yanıyorum kaç zamandır.. Sen bilmediğim, görmediğim alemlerdeyken ıssızlığıma ağlıyorum. . “Ne olur dön. .” diyemeyişimde kırılıyor kelimelerim. Sana gelemeyişimde bağlanıyor dizlerim. .
Düşlerimden başka hiç bir yerde yoksun artık. Olsan görürdüm, bulsam sarılırdım sıkı sıkı.. Ondan uyanmak istemeyişim kabuslarıma. .
Ayrılık bu işte, sende sanki farklı mı zaman? . .Bildiğin sonbahar bu aynı rüzgar, aynı hazan. . .
Devamını oku..
August 15 2010
Herşeye rağmen güzel değildi.

Neredeyse bir hafta olmuş memlekete döneli. Anca bir hafta sonunda dönebilmişim kendime. Normale dönmeye daha zaman var ama biraz kendime dönüp geçen bir yılın muhasebesini yapıyorum bu günlerde. Aydın’a gittiğimden beri yaşadıklarımı neredeyse hiç yazamadım buraya. O yüzden çok da fazla haberdar değilsiniz gündemimden. Oysa o kadar çok şey yaşadım ki burda yazmak istediğim. Paylaşmak, anlatmak, rahatlamak istediğim o kadar çok şey oldu ki şu bi yıl içerisinde.. Fakat tüm bunlar karşısında yapabildiğim tek şey, lal olup içime kanamak oldu. Anlatamadım. Hala da etkisini yitirmedi bazı olumsuzlukları düşününce içimde yaşadığım rahatsızlık. Yani bırak uzun uzun anlatmayı, düşünmek bile istemiyorum. Ama “zor bir yıl geçirdim” diye özetleyebiliriz tüm bu anlatmak istediklerimi. Dolayısıyla ilk kez kabul ediyorum ki Aydın’da kpss ye hazırlanma ve bu doğrultuda yaptığım tüm planlar kocaman bir hataydı.
Bir yıl Aydın’da yaşamak tam olarak benim yaptığım bir seçim değildi aslında. Biraz mecbur kalmıştım buna. Hazırda tuttuğum bir kaç planım vardı ama bunların abuk sabuk aksiliklerden dolayı iptal olması beni Aydın planına itti. Bu kaçıncı yedek plandı hatırlamıyorum bile. Sadece bir rüzgar esmiş ve beni oraya sürüklemişti. Ben de buna razı oldum. Insan dediğin çırpınmasını bildiği kadar razı olmasını da bilmeli. Daha doğrusu bunlarla mutlu olmasını bilmeli.
Devamını oku..
June 30 2010
Haziranda Ayrılık Zor

Fırsat buldukça günlük burç yorumunu okuyan, bunun için zaman ayırmaktan kendini alamayan arkadaşlarım oldu. Kendi burçlarını okuduktan sonra benimkini de okumayı hiç ihmal etmediler sağ olsunlar. Ama ben hiç inanamadım o burç yorumlarına. Önemseyemedim başkalarının benim hayatım üzerine bulunduğu kehanetleri. O yüzden burçlara inanırmısın sorusunun cevabı benim için hep “hayır” olmuştur.
Fakat önemsediğim bir şey var. Aynı dönemde doğan insanların karakter yapılarının, zevklerinin, tavırlarının, hatta görünüşlerinin birbirine benzeyebileceğine inanıyorum. Bu yüzden günlük burç yorumlarını okumak yerine, balık kadınları nasıl olur, akrep kadınları nelerden hoşlanır gibi şeyleri araştırıyorum. Tavırlarına bakarak bir yengeçle başağı ayırt etmeye çalışıyorum insanların içinde dolaşırken.
Ve bu burçlarla ilgilenme merakı beni mevsimler ve aylar hakkında düşünmeye itiyor. Bir kovanın inatçı ve sert tavırlarının acaba doğduğu mevsimin çetin şartlarıyla alakası varmıdır diyorum.
Devamını oku..
June 07 2010
Sakın yazma bana
“Talat, çok yazdın bana” dedi.
Şiir yazdın, öykü yazdın, her sabah uyandığımda gördüğüm ve sensiz günleri daha katlanabilir kılan bazen de canıma okuyan ufak ufak notlar yazdın bana. Bazen hemen gidişinin ardından buldum bu sözlerini, bazen de günler sonra. Sürekli yanımda olamasan da yaptığın süprizlerle, ufak tefek şeylerle hep güldürdün beni. Bazen cebinde şıpsevdi sakızlarıyla geldin yanıma bazen de elinde albeni çikolatasıyla. ufak tefek şeyleri çok iyi biliyorsun sen; ufak tefek şeylere kırılmasını da ufak tefek şeyleri yakalamasını da senden iyi yapan yok. detaycısın, detaycı.. bazen de bırak detayı, bütünü bile kavramak istemeyecek kadar umursamaz.
Devamını oku..
February 06 2010
Doğum günü yazısı

Çok önceleri planlamıştım bu yazıyı zihnimde. Beynimdeki yazıp yazıp çöpe attığım taslaklar gibi olmayacağını bildiğim bu yazıya her gün bir cümle eklemiştim. Seninle beraber geçirdiğim her gün ayrı bir paragrafa ilham olmuştu. Sana doğum günü hediyesi hazılarken aynı zamanda mutluluklarımı da arşivlediğimi fark ettim sonraları. Bu bloga yazılan iki satır çok önemliydi çünkü benim için. Birsürü hayalin izi olan bu blogda en net sen olmalıydın. Sen ve sana olan aşkım. Sen ve senin adın..
Çünkü en büyük suçlu bu blogdu benim hayatımda. En büyük itirafım bu blogda yazılanlardı. Ilk ayrılığımız bunun yüzündendi bizim. Sana söyleyemediğim sırrım mecazlara kinayelere olan ilgimdi benim. Ama anlatması zordu. Bir bakış açısını başkasına empoze etme zor bir işti. Hafızası zayıf bir insan olarak, sağdan soldan, sokaklardaki birsürü insanlardan, başkalarının hayatlarından topladığım parçaları bir araya getirip kendime bir hayal yarattığımı sana anlatmaya çalışmak zordu. Bunun hastalıklı bir iş olduğunu kabul etmek ise en zoruydu.
Devamını oku..
Kaderimin oyunu vol.2

“Ben bu dünyanın camını çerçevesini kırmak istiyorum. Babamın büstü var içeride, onu da kırmak istiyorum. Ben büstleri değil, insanları seviyorum.”
Yukarıdaki sözler Arat Dink’e ait. Babasının ölüm yıldönümünde söyledi bunları. Yaklaşık iki haftadan beri benim içinde bulundugun durum da farklı sayılmaz. Camı çerçeveyi indirmek istiyorum. Bişeyleri parçalamak istiyorum. Sebepsiz yere birilerinin kalplerini kırmak istiyorum. Çünkü ben de büstleri ve heykelleri sevmiyorum. Hatta fark ettim ki insaları da sevmiyormuşum. Bir kişiyi sevmişim ben. Hatta “her aşkın bir gün biteceği” gerçeğini bildiğimden, onu bile sevememişim. Korka korka, aman alışmayayım, bağlanırsam kötü olur diyerekten hep kaçırmışım gözlerimi gözlerinden.
Boş zamanlarımı dersanenin terasında bir elimde çayla aydın’ın ışıklarını seyrederek geçiriyorum. Sandalyemi kimseye bulaşmak istemezmiş gibi bir köşeye çekmiş olsam da aslında çok istiyorum birisinin gelip “nasılsın?” diye sormasını. Fakat onlar; bazen yapılan her espriye abartılı bir şekilde gülüşümün, bazen de ağzımdan hiçbir kelime salıvermeyişimin bir kişilik özelliği olduğunu zannettikleri için ortada bir sorun göremiyorlar. Beni tanıyanlar ise net bir şekilde görebilir ki şu aralar bişeylerden kaçıyorum. Mutluluk, huzur arıyorum. Neden mi? Çünkü terkedildim ve bu duruma alışmalıyım.
Devamını oku..
January 08 2010
Yılbaşı yazısı

yeni yılın ilk haftasını yeni bitirdiğimiz şu saatlerde anca fırsat yaratabildim bi yeni yıl yazısı yazmak için. aslında düşünüp 2009a ait “neler oldu?” listesi yapmak isterdim ama yorgunum. yine de 2009u şöyle bi düşündüğümde babamın yeni yılımı kutlarken söylediği sözler aklıma geliyor ilkin. güzel bi özet yaptı babam telefonda. “2009 ailemize uğurlu gelmedi. inşallah 2010 çok farklı olur” dedi. sonuna kadar haklı bir cümle bu. bundan on yıl sonra geçmişe dönüp düşündüğümde 2009 yılını kesinlikle hatırlıyor olacağım. talihsiz bir seneydi diye bahsedeceğim o anda yanımda olanlara. aksilikler, talihsizlikler, mutsuzluklar, kaybedişler…
herşeye rağmen o kadar hızlı geçti ki bu 12 ay daha birçok hatıram çok canlı zihnimde. mesela geçen yılbaşı, eski evimizde ev arkadaşımla bi başımıza terkedilişimiz, nasılsa birileri bizi planlarına dahil eder deyip plan yapmayıp sonra ortada kalışımız, bu duruma kızıp kendimizi kaybedene kadar sarhoş oluşumuz, sonra tam güzel olduğumuz anda kadim dostum gökhanın bizi çağıran telefonu, çorbacıda feci bir sonla biten gecemiz ve benim o çorbacıya bi süre uğrayamayışım. hepsi çok yakın. sonrasında geçen her ay da çok net hafızamda. çok net ve çok hızlı.
Devamını oku..
December 13 2009
Sadece pazarları değildi özlemimiz.
biliyordum dilindeki sözün bir ilhan irem şarkısı olmadığını. elindeki yada daha önce içtiği biralarla da alakası yoktu dudağından dökülenlerin. durum başkaydı. dört yıldır bir şehir uzağında kalamadığı sevgilisini başka bir ülkede bırakmanın etkisiyle söylemişti bunu. bi an birkaç ay önce ikisini beraber fotoğrafladığım an geldi aklıma. son buluşmalarından birisiydi muhtemelen o an. zaten farkındaydılar.
aslında önemli olan mesafeler değildi. önemli olan yaşananlardı. önemli olan ne hissettiğimiz, neyi hissedemediğimizdi.
Yagmur da var
Çok sevdigim rüzgar da
Bugün Pazar
Daha uyanmadi komsular
Damlarin üzerinde kuslar
Daha rahatlar
Radyolarda eski sarkilar çaliyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansizin bakip geçenlere dogru
Yagmur da var
Çok sevdigim rüzgar da
Daha uyanmadi komsular
Bugün Pazar
Ve ben seni çok özledim
Devamını oku..
December 09 2009
Tekrarlar iyidir

tekrarlar sinir bozucudur. birçok tekrar eden durum insanda işkence hissi uyandırabilir. o yüzden pek sevmeyiz tekrarları. orta okuldayken hocalarımızın verdiği deftere yada tahtaya …kez şunu yaz cezaları ile başlayan bu durum ömür boyu devam eder. bu konuyla alakalı çin işkencelerine değinmeye gerek bile duymuyorum. herkes biliyordur nasılsa.
zaten bu tekrarlardan kaçarak yıkmışızdır tabularımızı. kaçarken keşfetmişizdir birçok şeyi. macera olsun diye çıkılan serüvenler sonunda gelmişizdir elimizde farklı hazinelerle. belki bu kadar rahatsız etmeseydi tekrarlar bizi, yuvarlanır gider ve yerimizde sayardık.
Ama ben ilişkilerde durumun biraz farklı işlediğini düşünüyorum. tabi ki insan sevdiceği ile daima farklı şeyler tecrübe etmek istiyor. tabi ki çıkılan her macerada yanında bulunan kişinin sevdiği olmasını istiyor. dizlerinin gücü yetmediğinde onun elini tutup cesaretlenmek, başardığında da sıkıca sarılıp kutlamak istiyor.
Devamını oku..
Maybe Soup is currently being updated? I'll try again automatically in a few seconds...


